Seksen Altıncı Koyun

Çoban Ali

 

Saatlerdir uyuyabilmek için kapalı tutmaktan, göz kapaklarıma ağrılar girmişti. Çağın hastalığı dedikleri stresin pençesindeki ruhumu rahatlatacak bir uyku tabibi aramaya başladım:

-Çoban Ali, neredesin?

Sesim ovaları, vadileri aşıp karşı dağlara çarparak bana geri geliyordu. Çağrıma cevap alabilmek için tekrar seslendim:

-Çoban Ali, beni duyuyor musun?

Merada koyunlarını otlatan Çoban Ali’nin kaval sesini işitiyordum ama o beni duymuyordu. Galiba kavalın nağmesi kulağını işgal ediyordu. Sesimi duyurabilmek için, Uykusuzlar Tepesi’ne çıkıp var gücümle haykırdım:

-Çoban Aliii!..

Kaval sesi aniden sustu. Sanırım bu defa beni duymuştu. Sakince konuştu:

-Buyur uyku taliplisi.

-Koyunlarına ihtiyacım var, bahçeme getirir misin?

O bu tür davetleri alışık olmalı ki hiç itiraz etmedi:

-Elbette, hemen geliyoruz!

Çoban Ali önde, koyunlar arkada… Kalabalık bir sürüydü. Çoban Ali kavalını üfleyerek koyunlarını sıraya dizdi. Tek sıra hâlinde ve başları öne eğik… Kurulu düzene her daim boyun eğerek sıralarını bekliyorlardı. Uyku ilacı olarak vazifeden vazifeye koşan bu canlılar şimdi de benim için sıraya geçtiler. Kavalın melodisi de değişti. Galiba bu, çitten atlama melodisiydi. Kaval sesi, ruhumun gerginliğini esnetip yorgunluğumu bertaraf ediyordu. Bu sese hayrandım.

Tek sıra dizilen koyunlar çitten atlamaya başladılar, ben de saymaya.

-Bir, iki, üç, dört…

Dilimde rakamlar gezinirken işittiğim kaval sesi ruhumu okşuyor ve âdeta bir ninni gibi beni uykuya hazırlıyordu. Arada çitten atlamak istemeyen aksi koyunlar ise ahengi bozuyordu. Çoban Ali kavalı susturarak, atlamamak için direnen koyunu elleriyle itekleyip çitten atlatıyordu. Bu inatçı koyunlara çok kızıyordum. Kavalın susmasına ve kaldığım rakamı unutturarak sil baştan saymama neden oluyorlardı. Çoban Ali’ye döndüm:

-Lütfen, inatçı koyunları sürüden çıkar, uykumu ürkütüp uzaklaştırıyorlar.

-Ben onları sürüden ayıramam. Aksileri yordamınca yola getiririm. Sen yaklaşan uykunun uzaklaşmasına sakın müsaade etme.
Çoban Ali kavalını tekrar eline aldı ve üflemeye devam etti.  Bu sefer hiç duraksamadan epeyce koyun saydım. Her şey seyrinde gidiyordu. Yetmişlere tırmanmaya başlamıştım.

-Altmış dokuz, yetmiş, yetmiş bir…

Bir türlü gelmek istemeyen uykumun direnci kırılmış, etrafımda dönmeye başlamıştı. Onu yakaladım ve göz kapaklarıma oturttum. O ana kadar her şey yolundaydı. “Uyudum uyuyacağım” deyimi yerine gelmişti. Ta ki sıradaki koyun aniden durup melemeye başlayana kadar.

-Mee, meee, meeee!

Feryat edercesine meliyordu.  Bir yandan da asabi bir tavır sergiliyordu.  Bu düzene başkaldırmışçasına etrafını kolaçan ederek haykırıyordu. Acaba aradığı bir şey mi vardı?

Çoban Ali, kavalı yine bıraktı. Sürmeli koyunu itekleyerek çitten atlatmaya çalışıyordu ama nafile, koyun bir adım dahi atmıyordu. Sesini duyurmak istercesine avazının çıktığınca meliyordu. Benliğime yerleşmek üzere olan uyku fırsattan istifade yine hemen bir kenara çekilmişti. Çitten atlamayan koyunun yanına gittim. Ben de iteklemeye başladım. Hem kafasını okşuyor hem de onunla konuşarak, atlamaya ikna etmeye çalışıyordum:

-Güzel koyun, hadi üzme beni atla çitten. Bak benim uykuya çok ihtiyacım var. Korkma! Sana ve arkadaşlarına hiçbir şey olmayacak. Sözüme inanmıyorsan çitin arkasındaki arkadaşlarına sor.

Ben koyuna çitten atlamanın masumiyetini anlatıyordum, boş yere… O zaten biliyordu ve bu teselli içeren sözlerime de hiç kulak kabartmıyordu. Aksine ben konuştukça o daha çok meliyordu.

Bir yeri mi ağrıyordu? Veterinerlik bilgim de yoktu ama elimi karnına bastırarak gezdirmeye başladım. “Elim, ağrıyan noktaya denk gelirse muhakkak daha şiddetli bağırır ve ağrıyan yerini tespit ederim” düşüncesine kapılmıştım. Kıvırcık yünlerinin arasında elim geziniyordu ama tepkisi ve ses tonu hiç değişmiyordu. Ağrısının olup olmadığını dahi anlayamamıştım. Sakinleştirmek babında sırtını, boynunu ovalıyordum. Sıvazlayarak sağından soluna geçmekten bitap düşmüştüm.

-Çoban Ali, bu koyunu bir kenara bırakalım diğerleri atlasın.

-Olmaz! Düzen bozulur ve diğer koyunlar da atlamak istemez. Bunun bir derdi olmalı.  Bu olayı çözmeliyiz.

Uyumak adına başlattığım macera kördüğüm olmuştu. Bir türlü çözemiyordum. Derdini anlayamadığım inatçı bir koyun, en az onun kadar inatçı bir çoban… Keçilerin elinden su içmişlerdi sanki. Nasıl çıkacaktım işin içinden? Ne atabilir ne de satabilirdim. Uyumaktan başka kurtuluşum yoktu. Bu olaydan sadece uyuyarak sıyrılabilirdim. Lakin bu hengâmede uyumak ne mümkün?

En başta, sıraya dahil olmasını istemediğim keçiler bir kenardan bizi izleyerek içten içe gülüyorlardı. Onların inatlarıyla münakaşa etmekten kaçınırken, keçileri örnek alan koyunlarla cebelleşir olmuştum. Uykum iyiden iyiye kaçmıştı.

Tam da bu çıkmazın içindeyken uzaklardan tiz bir çığlık kulağıma ilişti. Bu ses, inatla meleyen sürmeli koyunu çok heyecanlandırmıştı. Âdeta yerinde duramıyor pervane gibi dönüyordu. Sanki tüm ağrıları dinmişti. Çoban Ali’ye bakarak durumun ne olduğunu işmar edercesine sordum. Çoban Ali sürünün geri kalanını şöyle bir gözüyle süzdükten sonra olayı çözmüş edasıyla konuşmaya başladı:

-Tabii ya! Bu kınalı kuzunun sesi. Sürmeli koyun yavrusunu yitirdiği için bu denli içlenmiş.

Nasıl da anlayamadım! Koyunun derdi kuzusuymuş. Bir anne olarak bu yakarışların sebebini hissetmeliydim. Her feryadı fiziki ağrıya yorduğumdan, yürek sızısını göz ardı etmiştim.

Çoban Ali, sürüyü otlatırken kınalı kuzuyu merada unutmuş. Arkadaşı Çoban Hasan, kınalı kuzuyu önüne katmış getiriyordu. Hoplaya zıplaya gelen kınalı kuzuyu annesi karşılamaya gitti. Bir süre koklaştıktan sonra kuzusuna yanına alarak geldi. Sürmeli koyunun yakarışları bitmişti. Bahtiyar olmuşçasına başını öne eğerek sırasına geçti. Çoban Ali kavalına tekrar nefes vermeye başladı. Sürmeli koyun, önce kınalı kuzusunu atlattı sonra da kendisi…        -Seksen üç, seksen dört, seksen beş, seksen altı…

Çok yorulmuştum. Öyle ki, artık sayacak takatim kalmamıştı. Fellik fellik aradığım uyku, beni öyle sarmıştı ki! Ne olursa olsun serden gidecek gibi değildi.

Çoban Ali’ye el sallayıp, vedalaştım.

-Zahmetlerin için çok teşekkür ederim. Bir sonraki uykusuzlukta görüşmek üzere,  hoşça kal.

Elindeki kavalı başının üstüne kaldırarak beni ve uykumu selamladı.

 

 

Yazan:  Sevgi KORKUSUZ

 

 

Leave a comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

captcha

Please enter the CAPTCHA text